06 Şubat, 2013

Kendine Güvenmek / Olumlu Olmak

Bugün ilginç bir telefon aldım.
Çağrı Merkezinden, İnternet hizmeti satan bir arkadaş firmasının İnternet hizmetini satmak için aradı.

Konuşma aşağıdaki gibiydi:  (- işareti çağrı merkezindeki kişiyi, + benim konuşmalarımı göstermektedir)

- (çekingen bir ses) İyi günler Hakan Bey, ben xxxx internet hizmetlerinden arıyorum.
+ (gülümseyen bir ses) Buyrun.
- Evinizde internet kullanıyormusunuz?
+ Evet kullanıyorum.
       (kısa bir sessizlik)
- O zaman internet hizmetinizi değiştirmek istemezsiniz herhalde.
       (beklemediğim bir cevap olduğu için şaşırdım.)
+  Eh... Beni böyle olumlu olmayan şekilde yönlendirirseniz istemem herhalde...

- Şey bugün biraz motivasyonsuzum da...
+ "Önemli değil, işe yeni başlamış bile olabilirsiniz. Normal şeyler, bana teklif edeceğiniz avantajlı bir tarife veya fırsat varsa ilgilenebilirim. " diye cesaretlendirmek istedim.
       (kısa bir sessizlik, sanırım bu sefer telefondaki "agent" in şaşırma sırasıydı)
- Tabi efendim. 1 mbit lik bir tarifemiz var sınırsız kullanımda 29 TL ye sunuyoruz...
+ Hmmm, zaten şu anki kullanımım 8 mbit 
- Teşekkürler efendim, dediğim gibi size sunmam bu konuda zor.
+ Teşekkürler, iyi çalışmalar dilerim...

İşte dostlar böyle bir konuşma geçti başımdan. Sonrasında da aldı beni bir düşünce...
İki anahtar nokta. Kendine güven ve olumlu olmak.

Olumlu olmakla, motive olmakla ilgili pek çok konuşma yazı vs. vardır.
Önemli olan bu motivasyonu ve kendine güvendiğini işine-hayatına yansıtmaktır.

Çağrı merkezindeki arkadaş daha sahaya çıkmadan yenileceğini düşünerek çıktığı için aslında kazanabileceği bir maçta baştan yenildiğini kabul etmekte.
Oysa pek çok güzel örnek bulunmakta: 
Ulu önder Atatürk'ün: "Zafer benimdir diyebilenindir" cümlesi hep aklımdadır. 

Çağrı merkezinde de bu aynı aslında, karşındaki kişi ile yüz yüze olmadığınızdan mimiklerinizi sesiniz ile vermek, güven yaratmak, kısa zamanda satış yapmak zorundasınızdır.

Her ne olursa olsun yaptığınız işte kendinize güvendiğinizi hissettirirseniz, karşıdaki ikna için bir bariyeri daha geçmiş oluyorsunuz.

Başarının bir anahtarı da kendinize olan güveniniz.
Bir de şu açıdan bakalım. Kendine güveni olmayan bir satıcıdan bir hizmet veya ürün almak ister misiniz?

İkinci nokta da olumlu olmak.
Konuşmayı daha baştan olumsuz olarak yönlendirilmesi dikkatimi çekti. 
İlk olarak bunu bir "dikkat çekme faktörü" olarak mı kullanıyor acaba diye düşündüm. Bir sonraki cümlelerde olmadığını anladım. 
Sattığımız her ne olursa olsun, karşımızı olumlu yönlendirdiğimizde olayları daha net kurgulaya biliyoruz  Eğer başta başta olumsuz başlarsak, konuyu toparlamak daha zor oluyor...

Konuşmada yapılan iki doğru olmayan davranış, muhtemelen başarılı sonuçlanabilecek bir satışı baştan kaybettirdi.

Bu yazıyı buraya kadar okuduğunuza göre bundan sonrasını yazmak size kalmış. 
Bunu hayatımızda uygulamak ta size kalıyor...
Kalın sağlıcakla.

Hakan

10 Eylül, 2012

Şimdi Okullu Olduk

10 Eylül 2012 Pazartesi. (Biraz karamsar bir yazı...)

Kızım okula başladı...
Kendimi nasıl hissettim derseniz gerip. Ben mi büyüdüm yok sa Duru mu büyüdü anlamadım.
Şurası bir kesinlik ki kendimi daha da büyümüş hissettim...

Aklıma birden beni ilkokul 1 e başladığımda annem ile çekildiğimiz fotoğraf geldi.
Hava nasıl soğuktu anlatamam. Siyah önlük elimde o zaman göre farklı sayılabilecek bond çanta.
(Hala anımsıyorum bordo renkli ve metalik klipsleri olan güzel bir çantaydı... Dayım almıştı diye anımsıyorum şimdi... Annemin aldığı çantayı beğenmemiş hatta bir sürü arıza çıkarmıştım ben o çantayı kullanmam diye. En sonunda dayım bu çantayı getirdi ki anlatamam ne kadar sevindiğimi...)

Bir an gözümün önüne bu fotoğraf geldi. Şimdi ise ben kızımla birlikte aynı sahnedeyim...
Zamanın nasıl hızlı geçtiğini sanırım herkes biliyor...
Yalnız, bu göreceli kavramın farkına vardığınızda bulunduğunuz durum çok önemli. Bir gün ayna karşısında kenimi 85-90 yaşında gördüğümde nasıl olacağımı kestirmek zor belki. Ya o yaş geldiğinde kendinize bakan yaşlı bir surat görürseniz?
Sanırım o siz olmayacaksınız gibi geliyor...
Aslında her yaşta kaç yaşında olduğunuz, kaç hissettiğiniz önemliymiş...
Şimdi ise ben kızımla birlikte okulun bahçesindeyim. Aynı benim ilk okula başladığımda annemle birlikte olduğum gibi :)))
Devir teslim erken gelmiş.

O gün karışık duygular içindeyim. Hatta sudan çıkmış balık gibi bir ara saf saf dolaştığımı hissettim.
Kafamdaki bilinmezlik. 4+4+4 ne getirecek ne götürecek? Duru daha 68 aylık. Bu zamanda çocuğu okula göndermek doğru mu, biz doğru mu  yaptık? vs vs gibi sorular aklıma uçuşuyor. Bir yandan da duru bahçede koşturuyor :) güzel bir ikilem... Bir ara aşağıdaki fotoğrafı çektirdik...


İşte o zaman kızımın büyüdüğünü anladım.
Yaprak Çocuk Evi'ndeki hallerimiz gitmiş, neredeyse genç bir kız çocuğu gelmiş. Bir garip oldum o an.
Güzel tarafı Duru'nun okul arkadaşı Buğra'da aynı okulda ve sınıfta...
En azından sınıfta tanıdığı bir tane arkadaşı olması güzel...
Tabi bizimki daha ilk günden birkaç kişi ile tanışıp arkadaş oldu... Çocuk olmak gerçekten güzelmiş...
Kim çocukluk zamanlarına dönmek ister parmak kaldırsın...?
Allahtan ikisi de çabuk okul havasına alışıp bahçede deliler gibi koşturmaya başladılar...

Şimdi gerçekten okullu olduk :)
Büyümüşüm sanırım...

Hakan Baba
10 Eylül 2012 
Mustafa Mihriban BOYSAN İlkokulu...




14 Nisan, 2012

Teknoloji ve Hayatimiza Gertirdikleri

Karakterlerden de anlasilacagi gibi bu yaziyi telefonundan yaziyorum. Yazimin arasinda markalari da kullanacagini. Hicbirinden de avanta almadigimi belirtirim.
Suadiye Sutis te otururken Secil ile hiraz konusup daha cok ta cep telefonlarimizdan Foursquare'den nerede oldugumuzu yazip ote yandan yazilanlari okuyup, tatlilarimiz bittikten sonra Secil'in Gratis e girmesinden sonra karar verdim yazmaya. -Klasik olarak- erkeklerin alisveris sevmemesi de bu yaziyi tetikledi. 1,5 dakika sonra kendimi disari attim.  Bir yandanr da Desa'nin QR Kodunu iPhone de okutup kamera arkasi cekimlerini izledikten sonra basladim yazmaya.
Teknoloji...
Sen olmasan ne yapardik :)
Herkesin yorumu bu gunlerde ayni.
Gencler almisler ellerine bir telefon cik cik cik biseyler yaziyorlar...
Cogunlugu da disarida sosyallesmeleri gereken zamani Sosyal Medya ya telefon ile baglanip yapiyorlar.
Asimov'un antlattiklarina az kaldi.
Yakinda robotlarla birlikte yalniz yasayacagiz.

Bitti :-P

09 Nisan, 2012

Teknoloji: canını sevdiğimin tekno hayatı...

Teknoloji inanılmaz bir hızla ilerliyor.
Son zamanlarda hayatımıza giren yeni bir arama motoru var. Yandex
Yandex öyle bir hızla girdi ki pazara hepimiz şaşırdık. Daha önce sadece arama motoru reklamı görmüş müydük? Belki başka ürünlerin arasına sıkıştırılmıştı ama Yandex in reklamları başka...
Ek ürünleri ise yine baş döndürücü hızla geliyor.
Panoramik görüntüleri içeren haritalar,
Sınırsız mail alanı sunan Yandex Mail (cidden sınırsız olacak mı merak ediyorum, -bizim GSM şirketlerinin sınırsız konuşmasına dönmesin :)  )
Yakında çıkacak olan (26 Mart 2012 de çıkacaktı) Müzik servisi gibi pek çok yenilikle gelmekte...

Türk kullanıcılar da çabuk alıştı sanırım. Google alternatifi eş zamanlı aramaları buradan da yapmaya başladık bile.
Şurası bir gerçek ki Türk İnternet Kullanıcıları olarak "online"/çevrim içi kalmayı çok sevdik.
Yıllar önce 2002 li yıllarda cep telefonundan internet şart olacak. Hep bağlı kalacağız diye konuştuğumuzda insanlar gülüyordu. Şimdi ise bağlı olmadığımızda kendimizi kötü hissediyoruz.

Daha 10 sene önce, "ya cep telefonu olmadığı zamanlardan nasıl buluşuyorlarmış" muhabbeti yapmıyor muyduk?
Şimdi ise internet bağlı değilken ne halt yiyeceğiz muhabbetine döndü iş.
10 sene sonra ne düşüneceğiz şimdiden merak konusu...

Teknoloji bu yazının neresinde? :))))))    sanırım cevabı sizde saklı.
Benim bloğumu bulup okuduysanız ;)

Kalın teknoloji ile :) ......

30 Mart, 2012

Nobet gunu

Nobet kutsaldir. Tutulmalidir

29 Mart, 2012

Yalnızlık...

İnsanın hapşırduğunda "Çok Yaşa" diyecek birinin hep yanında olması lazım...


Yalnızlık sanırım en zor zamanlarından biridir insanın.
Sabah kalktığında "günaydın" diyecek,
Yemek bittiğinde "eline sağlık" ve "afiyet olsun" konuşmalarının geçeceği,
Hastalandığında veya o hastalandığında su, ilaç, çorba vb. getireceği veya onun getirdiği.
Hapşırdığında ise "çok yaşa" diyecek birinin varlığı inanılmaz önemlidir.

Sanırım (ve çevreden duyduğum kadarı ile) -az- duygusal bir insanım.
Gerçekten de bazı kişilere üzücü gelenler bana normal geldiği için sanki günlük hayatın içinde varmış gibi normal karşılarım. (Nedenini bilmiyorum sormayın)

Yalnız geçen gün gerçekten etkilendim.
Evini kiralayacağımız bir müşterinin evine gittim. Adam durgun biraz da düşünceli geldi. Acaba evini vermek, eski anıları unutmak vs gibi bir durum mu diye düşündüm. Biraz lafladık.

Üç sene önce aynı gün ve aynı saatlerde karısını kaybetmiş.
Bu sabah ta Seçil biraz rahatsızdı, doktora gidecekti. Dünden beri biraz tansiyon yüksekliği ve baş ağrısı olunca insan ister istemez meraklanıyor.

Duru'yu bıraktım eve geldim, hafif bir kahvaltı yapayım dedim ve mısır gevreği yedim.
Bir ara 2-3 kez hapşırdım... İşte o an "çok yaşa" diyen birinin olmaması ne yalan söyleyeyim yalnızlığın hiç te hoş olmadığını fark ettim...
İşte o anda da pazartesi gördüğüm beyin durumunu anladım...
İnsan (hele hele) sevdiği bir insanı kaybederse içine düştüğü durum tahmin edilemez oluyor...

Sanrım benim şansım çevremde deneyim ve bilgilerini paylaşacak insanların olması.
Yıllar önce Seçil'in dedesi de benzer cümleleri kurmuştu...
Dedemizin bir bahçesi vardır. Gerçekten şehir de bir vaha gibi.
Torunlar, çocuklar toplanıp ara sıra bahçeye gider, hem toplanacak meyve sebzeye yardım eder hem de açık havada pişirilen kebap, kızartma börek vs ne varsa yerdik...
Yine o günlerden birinde Dedem ile bahçeyi dolaşıp yapılacak ufak tefek işleri yapıyorduk. Aynen şöyle dedi; "Beheyyyyy Hakaaaan; rahmetli öldüğünde benim için çok zor oldu... Bunca sene çalış, zorlukları atlat, tam rahat edip torunlarla rahat olacakken eşlerden birinin ölmesi çok zor."
Konu sağlıklı ve genç günlerde pek fazla aklımıza gelmese de başa geldiğinde çok farklı oluyor. Ne çocuk ne torun, hiç bir şey eş gibi değil.

Bundan dolayı değil mi MFÖ nün şarkısı "Yalnızlık ömür boyu..." da ömrün hangi zamanında?

Bunun için bugünlerimizi kaliteli geçirmek her şeyeden fazla önem kazanmaya başlıyor.
Allah kimseyi yalnız koymasın.
İstanbul 29 Mart 2012

10 Kasım, 2011

10 Kasım

Her 10 Kasım saat 9:05 te içimi tarifi zor bir hüzün kaplar. Çoğunda da gözümden süzülen yaşlar yanaklarımdan süzülüp gömleğimi ıslatır.
Hep ta aklıma o yaşadığım meşhur sahne gelir.
1996 yılı idi. Kadıköy'den vapura binmiş Beşiktaş'a gidiyorum. 9 u beş geçe tam boğazın ortalarındayız. Vapur sirenini çalmakta. Ben de hazırolda denize doğru bakıyorum o an gözüme 50 m uzağımızda olan bir balıkçı teknesi takıldı. Ayakta hazırol vaziyette ufka doğru bakıyordu...
İşte o zaman anladım bu milletin Ata'sını ne kadar çok sevdiğini.
Bakmayın bazı tiplerin şimdilerde hakaret eden tiplerine...
Bilmeden okumadan öğrenmeden, onlara "yap" diyenlerin kuklası şeklinde ya küfreder ya saygısızlık...
Hatta birileri çıkar "facebook"ta "aaaaaa neler yazmış zamanında...",  "aaaa neler söylemiş...." diyen tiplerle de muhabbetimi sınırladım. Biraz konuşunca anlıyorsun bilmediğini, dedikodu şeklinde anlatılmış, o da inanmış birer zavallı olduğunu.
Saydı duyurmak zordur insanın. Ya sevgi ile olur ya korku ile. Korku geçince insanın duyduğu saygı da biter...
Oysa ki Atatürk'e saygı, sevgi ile olur. Ondan dolayı bu saygıyı silmeye çalışan tipler çoğalmaya başladı... İlginci halen korkuları var. Duydukları nefreti öyle güzel hatip edası ile anlatıyorlar ki, cehalet burada belli oluyor... Hakkaniyet duygusu da gitmiş oluyor...
Yıllar önce "meczup" olayını hatırlayanlar vardır. Veya putlara tapmayın diyen tipleri...
Saygı göstermek ile tapmayı anlayamayanlar arasında gidip geliyor bu meczuplara...
Veya "izindeyiz" kelimesinin derinliğini anlayamayan medya maymunları da vardı, "izin yapmayın çalışın" diyen meczuplarda.
Meczup kelimesine baktığınızda "akli basinda olmayan,ne yaptigin bilmeyen deli" açıklamalarını göreceksiniz.
Şu anki Cumhuriyet'i ve demokrasiyi kendi çıkarları için kullananlardan tutun, devrimlerin ne gibi bir çağdaşlık sağladığını anlamayanlara, o zamanki savaş koşullarında bir liderin nasıl bir Kurtuluş Savaşı verip nasıl kendine değil Milleti için yaşadığını anlayamayanlara bakış açım da değişti.
Ne kültürünü, ne dinini ne de tarihini bilmiyorlar.
Bugün dinsiz diyen veya demeye çalışanların ve yakından tanımak isteyenlerin; İstanbul Altunizade de ki Uçar Otomotiv bekleme salonuna bir uğramalarını tavsiye ederim.

Cumhuriyet,
Demokrasi,
Devrimler,
Kılık,
Çağının liderleri arasındaki önde giden yeri,
Eğitim ve öğretime verdiği önem,
Çocuklara ve geleceğe verdiği önem,
O zamanın gösterdiklerine göre bugün bile kullanılacak hedef ve öğütleri.

Sırf bunlara bakmak bile anlamaya yetecek sanırım...

Nice nice saygı ve sevgi ile anılacak, en önemlisi ANLAŞILACAK 10 Kasımlara.
Sevgi ve Saygılarımla.