Duru'nun inat zamanları geldi çattı.
Bizim kız kış ortasında giyinmek istemez, bir tek body ile gezmek ister, çorap giymek istemez vs vs vs. Hadi yapmak istemediği işlerin tersini söyleyip bazen anlaşıyoruz da, kış ortasında çorap giymeden dolaşınca ayakları üşüyor...
İşte bu noktadan sonra ben de kopmaya başladım, evdeki herkeste giyin dediği halde "giyinmicem" diyerek itirazlarını sıralıyor.
Önce iyice anlattım. Çorap ve kıyafetlerini giymezse hastalanacağını, yerlerin soğuk olduğunu, hastalanırsa bizlerin çok üzüleceğini belki 10 kez konuştuk.
Halen giymek istemediği gibi, giydirdiğimiz çoraplarını da çıkarıyor. Artık akşam iyice kopmuşum, kulağından azıcık çektim. Ağladı...
Onun mu benim mi canım yandı anlamadım... Benim kulağım halen acıyor desem yeridir.
Sanırım burda korkulması rolü bana biçildi...
Neden Dünlük? Hani eskiden günlük tutulurdu ya, hiç beceremedim aynı anda yazmayı, an geçtikten sonra da dün oldu... Geçmiş zamanı ve fikirleri yazmak ta dünü paylaşmak oldu hep... Bende Dünlük adını verdim yazılarıma. Geleceği şekillendirmek için "dün"deki noktaları birleştirmek ve bir şekil çıkarmak için... Gelecek için.
08 Aralık, 2009
02 Şubat, 2009
Kuşak Çatışması
Bugün aklıma gelenler ve daha sonra bir abim ile konuştuklarımda pekiştirdiğim birkaç düşüncem oldu.
Bira futuristik düşünce gerçi.
Bizim kuşak doğumlularının (73) yaşadığı kuşak çatışması ile bizim çocuklarımızla yaşayacağımız kuşak çatışmasının aynı olmayacağını düşünüyorum. Bizim çatışmamız daha büyük olacak...
Bu nereden aklıma geldi?
Annem ile bazı konularda sık sık tartışırız.
Genellikle de onun tecrübelerini mutlaka uygulamam gerektiği konularında daha çok su yüzüne çıkar.
Konuşmalarda ve yaptıklarımızda da kendi savunduğu fikrin eskiliği ve düşüncelerinin çalışmadığını gördüğünde farklılaşır kızar. Bu genelde çevremdeki büyük-küçüklerin arasında benzer şekilde ortaya çıkmakta.
Bu benim -veya Seçil'in- Duru ile ilişkilerinde veya daha net söylersem "Kuşak Çatışmasında" nasıl olacak diye ara sıra düşünürüm.
Kaldı ki Duru daha 2 yaşında olmadan annesine kafa tutmaya başladı bile. Hatta bazen mutfakta kabahat yaptığında bunu anlayıp salona kaçmasında bile görüyorum :)
Gelelim bunu düşünmemdeki nedene, günümüz bilgi bombardımanı bizim çocukluğumuzdaki gibi değil. Şimdiki çocuklar bilgiye daha hızlı ve çabuk erişebiliyorlar. Bizim zamanımızda Radyo-TV ve ansiklopedilerimiz vardı. Şimdi ise internet ve cep telefonu. Dolayısı ile aradıkları bilgiye (yalan/yanlış veya doğru) daha çabuk ulaşabiliyorlar.
Duru daha bir yaşını henüz aşmış iken, açık-kapalı cep telefonunu anlayıp, açık olanla oynamak istiyordu. Bilgisayarı kucağıma oturup fareyi nasıl kullanması gerektiğini öğrendi.
Dolayısı ile benim ailem ile aramdaki bilgi açıklığı, bizim çocuklarımızla aramızdaki bilgi açığına göre daha az olacak. Aynı şarkıda ki gibi "anneni daha sık anımsıyorsan veya anlıyorsan..."
Bugün bunu bir abim ile de konuştuk. Oğlu ile bu çatışmayı ara sıra yaşıyor. Onun düşüncelerini de anlamaya çalışıyor. Bizim avantajımız, global bilgi çağını son anda yakalamış olmamız sanırım. Bazı araç gereçleri daha sonradan öğrendik. Gsm Telefon bizim zamanımızda çıktı ('94), Türkiye'de internet bizim zamanımızda popüler olmaya başladı ('96).
Bunlar çıktığında biz yetişkindik. Bizim çocuklar ise bunlarla büyüyecek...
Kızım doğduğunda dijital fotoğraf makinesi ile resim çekilmeye başladı, şimdi 25.000 kare fotoğrafı var nerede ise. Bizde ise 36 lık filmler bile yoktu. 12 lik o büyük formatta üstten bakmalı makineler ile fotoğraf çekiyorlardı, hem de siyah beyaz.
Bu teorim için bekle ve gör den başka seçenek yok :)
Bira futuristik düşünce gerçi.
Bizim kuşak doğumlularının (73) yaşadığı kuşak çatışması ile bizim çocuklarımızla yaşayacağımız kuşak çatışmasının aynı olmayacağını düşünüyorum. Bizim çatışmamız daha büyük olacak...
Bu nereden aklıma geldi?
Annem ile bazı konularda sık sık tartışırız.
Genellikle de onun tecrübelerini mutlaka uygulamam gerektiği konularında daha çok su yüzüne çıkar.
Konuşmalarda ve yaptıklarımızda da kendi savunduğu fikrin eskiliği ve düşüncelerinin çalışmadığını gördüğünde farklılaşır kızar. Bu genelde çevremdeki büyük-küçüklerin arasında benzer şekilde ortaya çıkmakta.
Bu benim -veya Seçil'in- Duru ile ilişkilerinde veya daha net söylersem "Kuşak Çatışmasında" nasıl olacak diye ara sıra düşünürüm.
Kaldı ki Duru daha 2 yaşında olmadan annesine kafa tutmaya başladı bile. Hatta bazen mutfakta kabahat yaptığında bunu anlayıp salona kaçmasında bile görüyorum :)
Gelelim bunu düşünmemdeki nedene, günümüz bilgi bombardımanı bizim çocukluğumuzdaki gibi değil. Şimdiki çocuklar bilgiye daha hızlı ve çabuk erişebiliyorlar. Bizim zamanımızda Radyo-TV ve ansiklopedilerimiz vardı. Şimdi ise internet ve cep telefonu. Dolayısı ile aradıkları bilgiye (yalan/yanlış veya doğru) daha çabuk ulaşabiliyorlar.
Duru daha bir yaşını henüz aşmış iken, açık-kapalı cep telefonunu anlayıp, açık olanla oynamak istiyordu. Bilgisayarı kucağıma oturup fareyi nasıl kullanması gerektiğini öğrendi.
Dolayısı ile benim ailem ile aramdaki bilgi açıklığı, bizim çocuklarımızla aramızdaki bilgi açığına göre daha az olacak. Aynı şarkıda ki gibi "anneni daha sık anımsıyorsan veya anlıyorsan..."
Bugün bunu bir abim ile de konuştuk. Oğlu ile bu çatışmayı ara sıra yaşıyor. Onun düşüncelerini de anlamaya çalışıyor. Bizim avantajımız, global bilgi çağını son anda yakalamış olmamız sanırım. Bazı araç gereçleri daha sonradan öğrendik. Gsm Telefon bizim zamanımızda çıktı ('94), Türkiye'de internet bizim zamanımızda popüler olmaya başladı ('96).
Bunlar çıktığında biz yetişkindik. Bizim çocuklar ise bunlarla büyüyecek...
Kızım doğduğunda dijital fotoğraf makinesi ile resim çekilmeye başladı, şimdi 25.000 kare fotoğrafı var nerede ise. Bizde ise 36 lık filmler bile yoktu. 12 lik o büyük formatta üstten bakmalı makineler ile fotoğraf çekiyorlardı, hem de siyah beyaz.
Bu teorim için bekle ve gör den başka seçenek yok :)
26 Ekim, 2008
Abant Gezisi
Diyarbakır mahkemesinin blogspot u engellemesinden sonra gezi yazısını yazamamıştım, Abant Gezisi detay ve fotoğraflarını yakında yayınlayacağım.
Böyle gerekçesi açıklanmayan karadan sonra, Türkiye'de internet'in çivisinin çıktığına.
Olur olmaz bilgili bilgisiz insanların, pire için yorgan yaktıklarına karar verdim...
Oldu olacak internet kullanımını yasaklasınlar...
Sonuç olarak bu yaklaşımın tam olarak demokratik olmadığı inancındayım.
Hukuksal süreçte de bu tür sitelerin değil kişisel olarak bu suçu işleyenlerin sınırlandırmasından yanayım.
Bolu gezisi yakında...
Böyle gerekçesi açıklanmayan karadan sonra, Türkiye'de internet'in çivisinin çıktığına.
Olur olmaz bilgili bilgisiz insanların, pire için yorgan yaktıklarına karar verdim...
Oldu olacak internet kullanımını yasaklasınlar...
Sonuç olarak bu yaklaşımın tam olarak demokratik olmadığı inancındayım.
Hukuksal süreçte de bu tür sitelerin değil kişisel olarak bu suçu işleyenlerin sınırlandırmasından yanayım.
Bolu gezisi yakında...
18 Ekim, 2008
Media Markt alışverişim ve -GÜVENLİK-
Bugün Media Markt ta başıma ilginç bir olay geldi...
Memleketten Mustafa Ağabeyimiz, uzun bir geziye gideceği için fotoğraf makinasına yüksek kapasiteli "compact flash" kart almamı rica etti.
En yakınımda Media Markt var diye oraya gittim.
İstekler 8 Gb civarında bir kart almamdı.
Benim de ihtiyaç duyacağım bir ürün olduğundan detaylı olarak araştırmak istedim.
Önce kendim inceledim. 4GB-16 GB ye kadar farklı seçenekler vardı.
Tabi bu sefer hızları II, III veya IV olması gibi saniyede yazım hızları da ortaya çıkmaya başladı.
Her neyse bir tablo yapıp bizim abiyi aradım. Siparişini verdi. Banka havalesi yapacak ve bende alacaktım. Tam da telefonumda bankaya bağlanıp hesap bakiyesini bekliyordum ki.
Bir bey geldi. Mağaza güvenlik müdürü olduğunu söyledi ve fiyat araştırması yaptığımı söyledi.
Evet doğru, bir sipariş ürün satın alacağımdan 8 GB mi 16 GB mi, III mü IV mü alacağımı anlattım. Hatta elimdeki telefonda açık olan bankanın internet sayfasını da gösterdim.
Açıkçası bu durum inanılmaz şekilde beni gerdi.
Her ne kadar müdür beyin, rakip firmaların bu tür fiyat araştırmalarını yaptıkları buna önlem olarak bu tür davranışları sergilediklerini söylese de. Bir müşteri olarak inanılmaz derecede gerildim.
Rakip firma elemanı fiyat araştırmasını bu denli aleni mi yapar?
Madem bu kadar teknolojikler, müşteriyi tanıyamıyorlar mı? En azından müşteriyi tanıması yeter...
Hiç mi CRM denilen birşey görmediler veya duymadılar. diye aklımdan geçirirken CRM nin ne kadar önemli olduğunu bir daha hatırladım.
Artık büyük karlar elde edemeyen firmalar bence, müşteride derinleşmeye gitmeliler.
Hele hele bu tür marketlerde, önemli müşterileri yüz tanıma sistemine bile kaydetmek gerek, hırsız veya fiyat çalanları değil.
Sonuçta bir sürü güvenlik önlemini alabilirsin. Peki satın alma isteğinde olan bir müşteriyi nasıl tanırsın?
"Kişi özelliklerine göre nasıl farklı kampanyalar düzenlerim. "
"O na nasıl daha fazla para harcatırım" gibi sorularının kökenine inseler. Sanırım daha fazla para kazanacaklar.
Bu nedenle bu tür firmalarda pazarlama müdürlerinin ve mağaza müdürlerinin de kabuk değiştirmesi, güne göre hızlanması gerek.
Tam bir "data mining" işi (bu konuya daha sonra değineceğim)
Hatta yeni fikirlerde olan yöneticilerin bile zaman zaman kendilerini yenilemeleri gerekiyor. Her 4 ayda bir yeni trendlerin çıktığını düşünecek olursak, kenini 3 ay yenilemeyen, okumayan, izlemeyen kişiler dinazorlaşmaya başlıyor.
Tam bu fikirleri düşünürken sekiz ay kısa dönem askerlik yapmam ve piyasayı tekrar öğrenmek için iki yıl harcamam aklıma geldi birden. Gerçekten de İnternet sektöründeki değişiklikleri ve müşteri değişikliklerini öğrenmem iki yılımı aldı. Aradaki bir kopukluk insana kaybettiriyor.
Memleketimizde mantar gibi çoğalan bu marketlerin de müşterileri daha iyi anlamaları dileklerimle.
Peki o gün Media Markt'tan alışveriş yaptım mı? Sizce???
Siz olsanız yaparmıydınız???
Aynı Turkcell gibi, fiyatları diğer operatörlerden biraz fazla olsa da, kalitesi daha yüksek olduğu için pek çok kişi değiştirmiyordu...
Müşteri, herşeyin başı müşteri ve satış.
Doğru kişiye doğru zamanda verimli ve karlı satış: ucu müşteriyi tanımaya dayanıyor.
Memleketten Mustafa Ağabeyimiz, uzun bir geziye gideceği için fotoğraf makinasına yüksek kapasiteli "compact flash" kart almamı rica etti.
En yakınımda Media Markt var diye oraya gittim.
İstekler 8 Gb civarında bir kart almamdı.
Benim de ihtiyaç duyacağım bir ürün olduğundan detaylı olarak araştırmak istedim.
Önce kendim inceledim. 4GB-16 GB ye kadar farklı seçenekler vardı.
Tabi bu sefer hızları II, III veya IV olması gibi saniyede yazım hızları da ortaya çıkmaya başladı.
Her neyse bir tablo yapıp bizim abiyi aradım. Siparişini verdi. Banka havalesi yapacak ve bende alacaktım. Tam da telefonumda bankaya bağlanıp hesap bakiyesini bekliyordum ki.
Bir bey geldi. Mağaza güvenlik müdürü olduğunu söyledi ve fiyat araştırması yaptığımı söyledi.
Evet doğru, bir sipariş ürün satın alacağımdan 8 GB mi 16 GB mi, III mü IV mü alacağımı anlattım. Hatta elimdeki telefonda açık olan bankanın internet sayfasını da gösterdim.
Açıkçası bu durum inanılmaz şekilde beni gerdi.
Her ne kadar müdür beyin, rakip firmaların bu tür fiyat araştırmalarını yaptıkları buna önlem olarak bu tür davranışları sergilediklerini söylese de. Bir müşteri olarak inanılmaz derecede gerildim.
Rakip firma elemanı fiyat araştırmasını bu denli aleni mi yapar?
Madem bu kadar teknolojikler, müşteriyi tanıyamıyorlar mı? En azından müşteriyi tanıması yeter...
Hiç mi CRM denilen birşey görmediler veya duymadılar. diye aklımdan geçirirken CRM nin ne kadar önemli olduğunu bir daha hatırladım.
Artık büyük karlar elde edemeyen firmalar bence, müşteride derinleşmeye gitmeliler.
Hele hele bu tür marketlerde, önemli müşterileri yüz tanıma sistemine bile kaydetmek gerek, hırsız veya fiyat çalanları değil.
Sonuçta bir sürü güvenlik önlemini alabilirsin. Peki satın alma isteğinde olan bir müşteriyi nasıl tanırsın?
"Kişi özelliklerine göre nasıl farklı kampanyalar düzenlerim. "
"O na nasıl daha fazla para harcatırım" gibi sorularının kökenine inseler. Sanırım daha fazla para kazanacaklar.
Bu nedenle bu tür firmalarda pazarlama müdürlerinin ve mağaza müdürlerinin de kabuk değiştirmesi, güne göre hızlanması gerek.
Tam bir "data mining" işi (bu konuya daha sonra değineceğim)
Hatta yeni fikirlerde olan yöneticilerin bile zaman zaman kendilerini yenilemeleri gerekiyor. Her 4 ayda bir yeni trendlerin çıktığını düşünecek olursak, kenini 3 ay yenilemeyen, okumayan, izlemeyen kişiler dinazorlaşmaya başlıyor.
Tam bu fikirleri düşünürken sekiz ay kısa dönem askerlik yapmam ve piyasayı tekrar öğrenmek için iki yıl harcamam aklıma geldi birden. Gerçekten de İnternet sektöründeki değişiklikleri ve müşteri değişikliklerini öğrenmem iki yılımı aldı. Aradaki bir kopukluk insana kaybettiriyor.
Memleketimizde mantar gibi çoğalan bu marketlerin de müşterileri daha iyi anlamaları dileklerimle.
Peki o gün Media Markt'tan alışveriş yaptım mı? Sizce???
Siz olsanız yaparmıydınız???
- Müşteriyim ben, seçeneğim 1 tane değil ki ;)
- Tekrar gidecekmiyim? Evet gideceğim, eğer uygun ve farklı bir ürün bulursam ihtiyaçlarım doğrultusunda alacağım.
- Media Markt'ın bu davranışlarını anlatacakmıyım? Evet kesinlikle anlatacağım.
Aynı Turkcell gibi, fiyatları diğer operatörlerden biraz fazla olsa da, kalitesi daha yüksek olduğu için pek çok kişi değiştirmiyordu...
Müşteri, herşeyin başı müşteri ve satış.
Doğru kişiye doğru zamanda verimli ve karlı satış: ucu müşteriyi tanımaya dayanıyor.
19 Haziran, 2008
Babalar Günü
15 Haziran Babalar günü...
Standart olarak geçti, benim babalar günüm kutlandığı için sanırım daha da farklı yaşadım.
Babalar günü deyince, annemle beraber çıktığımız bir tatilde, babama aldığım bir havlu gelir aklıma. Bir hevesle Edirneye gittiğimde babama verdim.
Baban çok yapmacık bir tepki ile "aaa oğlum bana havlu almışşşş" dedi havluyu aldı ve yana koydu.
O gün kendime etmediğim küfür kalmamıştı. "Senin ne işine git babana hediye al, değer bile vermedi koydu kenara" deyip kızmıştım. İşte o gün annemin ne kadar hoşgörülü ve kin tutmayan biri olduğunu anladım. Annem teşvik etmişti o havluyu almaya. Ben de olumlu karşılayıp almıştım.
Bundan sonrası bana kalıyıor. Üzeyir Garih'i bir kitabında annesinin öğüdünü anlatmış. "Birşey veriyorlarsa al". Geri çevirme.
Sanırım şartların uygun olması durumunda uygulanması gereken bir kural (diğer durumları tartışmıyorum. Kişiye göre değişir)
Benim de bu duruma kafa yoracak beş dakikam oldu. Gerçekten de bu durum ile karşılaşan genç bir insanın yaptığını yaptım ben de. Gereksizce kızdım.
Siz siz olun, birşey verildiğinde red ederken -aslında alırken- iki kere düşünün. İçtenliğinizi buna göre yapın.
Standart olarak geçti, benim babalar günüm kutlandığı için sanırım daha da farklı yaşadım.
Babalar günü deyince, annemle beraber çıktığımız bir tatilde, babama aldığım bir havlu gelir aklıma. Bir hevesle Edirneye gittiğimde babama verdim.
Baban çok yapmacık bir tepki ile "aaa oğlum bana havlu almışşşş" dedi havluyu aldı ve yana koydu.
O gün kendime etmediğim küfür kalmamıştı. "Senin ne işine git babana hediye al, değer bile vermedi koydu kenara" deyip kızmıştım. İşte o gün annemin ne kadar hoşgörülü ve kin tutmayan biri olduğunu anladım. Annem teşvik etmişti o havluyu almaya. Ben de olumlu karşılayıp almıştım.
Bundan sonrası bana kalıyıor. Üzeyir Garih'i bir kitabında annesinin öğüdünü anlatmış. "Birşey veriyorlarsa al". Geri çevirme.
Sanırım şartların uygun olması durumunda uygulanması gereken bir kural (diğer durumları tartışmıyorum. Kişiye göre değişir)
Benim de bu duruma kafa yoracak beş dakikam oldu. Gerçekten de bu durum ile karşılaşan genç bir insanın yaptığını yaptım ben de. Gereksizce kızdım.
Siz siz olun, birşey verildiğinde red ederken -aslında alırken- iki kere düşünün. İçtenliğinizi buna göre yapın.
09 Haziran, 2008
Sorunlar başladı mı üst üste gelir(mi)?
Bazı şeyler iyi gitmemeye başladığında, ardından diğer sorunlar da gelmeye başlar mı?
Hayatımda bazı şeyler iyi gitmiyor...
Babamın vefatı,
İşte ki satış durumları,
Son günlerdeki anneannemin kan pıhtılaşmasından kısmi felci ve hastaneye yatırılması,
Duru'nun ateşi derken... Bugün bunaldığımı hissettim.
Genel olarak pekçok duruma olumlu bakarken, fark ettiğim bir durum var...
İnsanların karşıdakine negatifsin olumsuzsun derken sanırım kendi ön yargılarını anlatıyorlar.
Bu durumlar her insanın başına gelebilecek şeyler. Sanırım önemli olan karşılama biçminiz...
Bunların her insanın başına gelebilecek durumlar olduğunu, güçlü olmanız gerektiğini -sadece güçlü görünmek değil- kendinizi bırakmamanız, mücadelenin devam ettiğini ve etmeniz gerektiğini düşünmek insanı biraz da olsa rahatlatıyor...
Dolayısı ile sorunların üst üste geldiğine inanmamaya başladım. Sadece görüş açınıza göre bunları siz görmeye başlıyorsunuz.
Olumlu günlerde olmanız dileklerimle.
Hayatımda bazı şeyler iyi gitmiyor...
Babamın vefatı,
İşte ki satış durumları,
Son günlerdeki anneannemin kan pıhtılaşmasından kısmi felci ve hastaneye yatırılması,
Duru'nun ateşi derken... Bugün bunaldığımı hissettim.
Genel olarak pekçok duruma olumlu bakarken, fark ettiğim bir durum var...
İnsanların karşıdakine negatifsin olumsuzsun derken sanırım kendi ön yargılarını anlatıyorlar.
Bu durumlar her insanın başına gelebilecek şeyler. Sanırım önemli olan karşılama biçminiz...
Bunların her insanın başına gelebilecek durumlar olduğunu, güçlü olmanız gerektiğini -sadece güçlü görünmek değil- kendinizi bırakmamanız, mücadelenin devam ettiğini ve etmeniz gerektiğini düşünmek insanı biraz da olsa rahatlatıyor...
Dolayısı ile sorunların üst üste geldiğine inanmamaya başladım. Sadece görüş açınıza göre bunları siz görmeye başlıyorsunuz.
Olumlu günlerde olmanız dileklerimle.
12 Mayıs, 2008
Bir gezi Hikayesi
Babamın vefatı nedeni ile 23 Nisan haftası yaptığımız Amasra-Bartın-Safranbolu gesisini yayınlayamadım.
En kısa sürede yazacağım.
Bartın da yediğimiz o muhteşem balıkları, o müthiş salatayı anlatamazsam ne tadı kalır gezinin.
En kısa zamanda görüşmek dilekleri ile...
Hakan Baba
En kısa sürede yazacağım.
Bartın da yediğimiz o muhteşem balıkları, o müthiş salatayı anlatamazsam ne tadı kalır gezinin.
En kısa zamanda görüşmek dilekleri ile...
Hakan Baba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)