02 Mayıs, 2010

Doğum ve Ölüm.

Bu blog'a yazı yazacak zamanım pek olmuyor. Olduğu zamanlarda nedense vefat gibi yaşadıklarım sonrasında kısmet oluyor... Umarım daha neşeli yazıları paylaşacağım zamanım gelecek.

Bugün çok sevdiğim dostum diyeceğim Yavuz'un anneannesinin cenazesine katıldım.
Herşeyden önce Allah herkese Fatma Teyze gibi rahat bir ölüm versin derim.
Fatma teyzeyi daha önce hiç tanımadım. 98 yaşındaymış. Dün torunu geldiğinde selamlaşmışlar, ardından bir iç çekmiş ve hakkın rahmetine kavuşmuş. Acı çekmeden, sevdiklerinin yanında ve rahat...
Yavuz'un dediğine göre 98 yaşında olmasına rağmen namazını kılıp, bastonuyla merdivenlerden çıkabiliyormuş.
Ne diim, bu yaşta, bu dinçliği ve bu acısız zahmetsiz bir sonu herkes diler sanırım... (veya bana anlatılanı aktarabilmişimdir umarım)

Bugün mezarlıkta bir kez daha fark ettim. Anne dünyadaki en büyük varlık. Bu arada anneannleri tarafından büyütülenler bilirler. Anneanne en az anne kadar -hatta bazen biraz daha bile fazla- emeği geçen, sevdikleri, saydıkları bir varlıktır anneanne.
Bugün Yavuz'un anneannesinin cenazesinde de hep farklı düşünceler dolaştı kafamda. Kendi anneannemi düşündüm. Birkaç arkadaşımın anneanneleri geldi aklıma.  Mezarlıklar bu düşünceleri insanların sıklıkla hatırladığı yerlerdir. Tam bu arada Hüseyin Bey'i (Dr. Hüseyin Kösoğlu: Kadın Doğum Doktorumuz) gördüm.
Aklıma Duru geldi. Bir tarafta doğum bir tarafta ölüm dedim kendi kendime...
Tekrar anneannem geldi hatırıma... Şu an sağ olduğu için ara sıra memlekete gittiğimden elini öpüp yanaklarından öptüğüm için anneannemin değerini bir daha hatırladım. Annem çalıştığı için -anneannemin dediği gibi- 40 günlükten beridir beni bakmıştı... (devami gelecek)

Hiç yorum yok: